Abimle Başlayan Ensest Sex Hayatım

Merhaba ensest sex hikayeleri okurları. İç anadolunun bir dağ köyünden sen kalk taa İstanbul’lara gel, oku, bir şeyler öğren…, dön gene köyüne, kendinden büyük bir adamla pat diye evlen! Hani, hikayesi uzundur derler ya.., tam da öyle.

Adı üstünde dağ köyü. Herkesin herkesi bildiği, kimsenin saklısının gizlisinin kalamadığı bir köy. sen saklasan o saklamaz, o saklasa ben durmam falan. Zaten kaç nüfus ki…?

Çocukluğumdan ilk anımsadığım, abimle bir döşekte, koyun koyuna , sırt sırta yattığımdır. anamla babam da yanımızdaki döşekte.
Ve ilk bedenimle tanışmam… Haz duyduğum, zevk aldığım bir oyun gibi algıladığım abimle sarılmalarımız, birbirimizin orasını burasını elleyerek, mıncıklayarak, kimi zaman okşayarak birbirimizi tanıma alıştırmalarımız. Derken, daha yedi sekiz yaşlarında ilk orgazm! Evet, o yaşlarda titreye titreye abimin üstünde kendimden geçip, uykuya dalmalarım. Sonra sonra, abimin organının artık sürekli arkamdan apış arama girerek neredeyse sabaha dek her gün sürtüne sürtüne, kerkenerek birbirimizi boşaltmamız. Her gün annemden gizli yorganımızın altında eski çarşaflardan kesip kesip sakladığımız, havlu niyetine kullandığımız bezleri yok etme ya da yıkama çabaları…!
Köyde yalnız bir biz miydik böyle olan..?! Hemen herkes üç aşağı beş yukarı bizim gibilerdi. Yani, demem o ki, şimdi ensest diye tabir edilen bu yaşam bizim için çok normal bir olguydu. Öyle ki, karılar kocalarının bir gün ya kızları ya da gelinleriyle de aynı yatağı paylaşacağını, onlarla da seks yapacağını isimleri gibi bilirler…, bunları normal karşılarlardı. Çünkü zaten kendileri de bu aşamalardan gelip geçip bu yaşlara gelmişlerdi.

Bana gelince, ilk gerçek cinsel birleşmemi elbet gene abimle on iki yaşımda yaşadım. Abim de o zaman onaltı yaşlarında falandı.
Gene birlikte yatıyor, birlikte birbirimizle oynuyor.., birlikte orgazm oluyorduk. Annemle babamın komşuyu kasabaya hastaneye götürdükleri, gece dönemeyecekleri bir akşam, abimle artık tam bir karı koca gibi olmaya niyetlendik, çırılçıplak olarak ilk defa çekinmeden sakınmadan birbirimizi keşfetmeye çıktık. Abimin organı artık oldukça irileşmiş, benim gözümde dev gibi bir şey olmuştu. ama, doğanın hükmü, bir şekilde arık o organın tamamını içimde her yerlerimde istiyordum. Geceleri sessiz sessiz yapamadığımız her şeyleri denemeye yapmaya başladık. O benim her yerlerimi öpüyor kokluyor ısırıyor emiyor…, ben onun neresi denk gelirse.., koparırcasına sıkıyor, emiyor öpüyordum. Kendiliğinden organlarımız birbirlerini buldular. Hiç zorlamaya yağlamaya gerek kalmadan bir anda abimin organı benim içimdeydi….Zaten bu zevki geceleri yaşıyordum ama bu bir başka idi…! İlk kez kadın olma duygusunu tattım. Oniki yaşımda, kadındım. sanki annemden daha yaşlanmıştım bir anda..! Büyüdüğümü algıladım. Bir de bu hazzın, zevkin bende doyumsuz olduğunu anladım. Doymuyordum, istiyordum. Abim, kendiliğinden, elbet benim de yönlendirmelerimle, önümden çıkıp arkama yüklenmeye başladı. Oramdan da istiyordum. Bu ilk gecemizde her bir şeyleri yaşayalım, yapalım, deneyelim diyorduk. Arkamdan içime girdiğinde acının mı zevkin mi yoksa ilk olmanın verdiği o bir daha yaşanamayacak heyecanın güzelliği farklılığından mı nedir.., Orgazm üstüne orgazm oluyordum. ve doyumsuzluğumu bu anda idrak ettim. Bitmiyordu titremelerim.., nefesim kesilip kesilip tekrar abimin organının içimde daha derinlere gitmesi için kendimi abime bastırıyor, çıkma çıkma diye bağırıyordum. sonunda abim de dayanamadı, o da şelale gibi arkamda patladı. İlk defa abimin organından çıkan sıvıyı görüyor, geceleri gizli gizli yaptığımız gibi silme temizlenme ihtiyacı duymadan, birbirimizi seyrediyorduk. Abim de onaltı yaşında artık büyümüş tam bir erkek olmuştu. Köylük yerlerde erkekler de kızlar da bunun için her halde, çabuk büyürler. Tekrar birbirimizle oynayarak, oynaşarak o gece sabaha kadar abimle sevişmenin tadını çıkardık. Ben artık bir kadındım. abim de erkeğim.

Şimdi, buradan hemen okulun öğretmenine geçmeliyim. Her ne kadar köyümüz bir dağ köyü, nüfusumuz az da olsa, bir okulumuz ve bir öğretmenimiz vardı. Ben de aslında okulun en çalışkan başarılı öğrencisiydim. Çocukluktan genç kızlığa geçişim her davranışımla belli oluyordu artık. Önce zaten babam, hemen abimi kasabada bir akrabamızın yanında çırak olarak çalışmaya gönderdi. Ve, hiç vakit geçirmeden, benim yattığım döşeği de kendilerininkine bitiştirerek, geniş bir tek yatak yaptı. Sabahları mutlaka bana sarılmış olarak, benim tarafımdan kalkardı. annem hiç oralı olmuyordu. Hatta sanki hep benim tarafta yatsın, aman bana dokunmasın gibi de bir hali vardı. Haliyle, olanlar oldu. Annemin aybaşısı olduğu bir gece, babam beni koynuna çekti. Altımdan donumu sıyırdı, gel bakalım yavrum çık üstüme, artık kadın olma zamanın geldi dedi. Ben, hiç te yabancılamadan, ikiletmeden, hemen organının başını ayarlayıp üstüne oturdum, bir anda hepsini içime aldım. Bak sen dedi babam, yırtık mıydın dedi. Evet dedim. İyi o zaman dedi. Hadi durma devam et. Durur muyum. Babamınki abiminkinden oldukça kalın ve uzundu. Verdiği haz, zevk giderek artarak beni gene titrete titrete orgazma ulaştırdı.Babam altımda ha bire pompalıyordu. Bayılma derecelerinde hazlarla ben de babama eşlik ediyor, atımın üstünde boyuna kendimi çalkalıyordum. Babam dayanamadı bir anda o da patladı. İçimden çıktığında ben halâ sarhoş gibiydim. Arkamdan da istiyordum. Baba dedim, canım dedi, bir daha ister misin dedim, hem de istersen arkamdan…?! Bak sen şu benim orospuma, demek ki abin iyi alıştırmış seni. Hadi o zaman, al bakalım eline ağzına oyna em, yala da hazırla bakalım kendine göre. İkiletmeden başladım oynamaya. çok geçmedi, babam yeniden daha da güçlü olarak uyandı. Arkadan öyle bir sarıldı ki yatakta bana, sırtım göğsünde, organı tam kara deliğimde, ne yağlama ne tükürükleme, terimizden heyecanımızdan çıkan sıvılarla başladı gıdım gıdım yüklenmeye. Başını aldığımda öyle bir nefes bıraktım ki, annem yanımızda uyanmış bile olabilirdi. Hiç tınmadı. Babam milim milim girmeye başladı. ben dayanamadım, bir anda arkaya yaslanmamla babamın organının tamamını içime almam bir oldu. N’apıyor babası kızına dedim.N’apcak, kızının götünü sikiyor, amına koyuyor, kızını orospusu yapıyor, karısı yapıyor dedi. Kızı da az götveren değilmiş hani, orospum benim, hoşuna gidiyor mu böyle sikilmek, istiyor musun diye sordu. Hem de nasıl babam, sik kızını, amından götünden ağzından, her bir yerlerinden sik, parçala. Nasıl dedim bunları bilmiyorum ama, hiç çıkmasın istiyordum babam içimden. Babam arkamda, yüzüstü yatağa döndüm, gömüldüm, sırtımda o koca gövdesiyle babam, durmadan götüme girip çıkarken, sabaha kadar sik kızını babam, çıkma içimden diye boyuna gaz veriyordum babama…!
Böyle bir sevişme sonrası babamdan, kasabada yapılacak olan parasız yatılı öğretmen sınavına girme onayını da koparmış oldum.
Öğretmenim, benim kazanabileceğimi, mutlaka okumam gerektiğini, başarılı bir öğrenci olduğumu babama da anlatınca, istemeyerek te olsa, kabul etti. Ve, sınavı kazandım.

İstanbul macerası apayrı bir roman olur. Her bir şeyleri orada hem de uygulamalı şekilde öğrendik. Mezun olduğumda, kendi köyümü istedim. Hem, babama bir teşekkür borcum vardı, onu öderim diyordum, hem, taa çocukluğumdan beri adını şanını şöhretini bildiğim duyduğum at yaraklı Rıfkı ile artık yakından tanışma zamanımın da geldiğini hissediyordum.

At Yaraklı Rıfkı…! Köyümüzün balcısı. Dağda arılarıyla, kovanlarıyla birlikte bir annesiyle yalnız yaşar. Aşağı yukarı babamın yaşlarında. Neden ona bu lâkap takılmış sorsan, kimse bilmez. Köyümüzden hiç bir kadınla kızla da bir ilişkisi beraberliği olmamış. Ama, dedim ya, kimsenin kimseden saklısı gizlisi yoktur köyümüzde diye…! Her halde o da annesiyle birlikte yatıyordur büyük olasılıkla, çıksa çıksa belki annesinden, birilerine bir yerlerde bir sızlanma v.b…şeyler çıkmıştır ağzından diye düşünüyordum hep.Bir de çoğunlukla şalvar giyerdi, ondandır belki de. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz misali, tüm tahsilim boyunca, hep Rıfkı’yı hayal ederdim düşlerimde.

Sonunda köyümde öğretmenliğe başladım. annem iyice gevşemiş, babama pek karılık yapacak hali kalmamış, babam da işlemeye işlemeye neredeyse pas tutacak hale gelmiş bir durumda iken, ben babamın ımdadına yetiştim.

Babacığım dedim, sana borçlarım, teşekkürlerim çok. artık evlenene kadar ben gene senin karınım, ne dersin dedim, Bir sevindi, başladı çocuk gibi ağlamaya. hemen o an ilk sevişmemizi yaptık babamla. Gözlerine ışık yeniden doldu, canlandı, bir anda gençleşti neredeyse yeniden.
Bir kaç ay böyle idare ettikten sonra, bahar yaklaşırken, tuttum dağın tepesine, Rıfkı’ya ziyarete gittim. Amacım, bir şekilde yakınlaşmaktı elbet. Öğrencilerime arıcılık, balcılık konusunda bir ders, bir bilgi verip veremeyeceğini sordum. Özellikle de onun gibi bir ustanın böyle bir dersi vermesini can-ı gönülden istediğimi de tekrar tekrar vurgulayarak.

İlk gün okula geldiğinde, öğrencilerim de ben de memnun olduk elbet ama, köylü daha bir şaşırdı. Çeşitli bahanelerle, derslerin her hafta belirli günlerde devam etmesini sağladım.
Okul yılı sonuna doğru artık iyice sanki meslektaş olmuştuk. O bana hocanım diyor, ben ona sevgili hocam diyordum. Hiç bir an, efendiliğinden, nezaketinden ayrılmadı. Daha da bağladı bu beni ona.
Son ders te bittiğinde, ben de birlikte evine gitmek istedim. Yorulursun hocanım, gelme istersen dedi. Olsun dedim, Seni de arılarını da tekrar yakından bir görmek tanımak istiyorum dedim. Annesi iyice yaşlanmış, gözleri de katarakttan neredeyse görmez hale gelmiş bir durumda idi. ama, belli ki gençlğinde çok güzel bir kadınmış.

Arıların arasından nasıl geçtim yürüdüm bilmiyorum. sokmadılar da. Oysa hep ürkmüşümdür. Demek ki insan bir şeylere kararlıysa, oluyor. Bu düşünce geldiği an aklıma, hemen döndüm Rıfkı’ya , Evlen benimle dedim. Nee dedi.., nasıl şaşkın. Hocanım ne diyorsun sen dedi. Ben dedim seninle evlenmek istiyorum, karın olmak istiyorum. Çok mu acaip dedim. Hık mık etti, olur mu öyle şey dedi. Niye olmasın dedim. Ben dedi baban yaşındayım, sen gençsin, daha iyilerine, gençlere lâyıksın, olmaz dedi. Benim gençlerle işim yok, babamı da seni de seviyorum, mutlaka senin eşin karın olmak istiyorum, seninle evlenmek istiyorum, bunu bu köyde hiç bir kadın bir erkeğe söylemez, söyleyemez biliyorum, ama, ben farklıyım. Bak, bir fark, bir seçenek daha söylüyorum şimdi, hemen bu akşam, ille de nikâh şart değil, birlikte olalım, beraber yatalım. Yarın eminim daha da kararlı sen de ben de anlaşabiliriz, ne dersin dedim. Şok üstüne şok geçiriyordu. Ne diyorsun hocanım, nasıl olacak bu, olur mu, hay Allah…gibilerden boyuna ağzında bir şeyler geveliyordu. dinle dedim sevgili öğretmenim, ben taa çocukluğumdan beri seni düşlüyorum. Bunun artık kaçarı geri dönüşü yok. Yoksa sen de artık iktidarsız mısın? Demek ki bam teline basmışım. Günah benden gitti hocanım, gel bakalım sen şöyle bir deyip, kocaman ulu çınarın altına sanki bir döşek gibi beni yere yatırıp, o kocaman elleriyle bütün vücudumda gezinmeye okşamaya sıvazlamaya başladı. Pantolonumu külotumla birlikte çıkardığında, ben de iyice hazırdım. Ağzını yapıştırmasıyla, çolde susuz kalmış bir aç gibi tüm organımı vantuzlayıp hortum gibi içine çekmesi beni bitirdi. Titreye titreye boşalmaya başladım.

Dur bakalım yavru, daha yeni başlıyoruz, madem istedin, istediğini alacaksın. Ama, alabileceğini pek sanmıyorum, bayılır mayılır başıma iş açarsın, istersen hemen şimdi kalk git, sen de ben de unutalım. Sakın ha diye bağırdım. Sonuna kadar, hepsini, neyin varsa istiyorum. Sev beni, sik beni, senin karın kadının olmak istiyorum, hadi durma dedim. Yanıma uzandı, şalvarını sıyırdı, aman allahım…Gerçekten hem kalın hem uzundu. Hilafsız en az bir yirmi santim vardı. Sonradan kendi söyledi, yirmiiki santimmiş. Dünyanın en uzun penisli adamının inik hali yirmidört, ereksiyon hali de otuzdört santim olduğuna göre, Benim Rıfkı’mın yirmiiki santimi bayağı bir yer kaplıyor demektir literatürde. İnik değil, kalkık hali yirmiiki santim. Şalvardan çıkar çıkmaz, göbeğini geçip neredeyse sanki boğazına yaklaşacak o muhteşem alete saldırdım hemen. iki elimle ancak kavrayabildim. ağzıma almakta zorlansam da, müthiş bir duyguyla gene kendimden geçmelerdeydim.İşte bunun için çocukluğumdan beri düşünü kuruyordum her halde Rıfkı’nın. Hadi dedim. Çık üstüme kendin ayarla bakalım dedi. Hakikaten tam bir ata biner gibi, ayarlayıp yavaş yavaş üstüne oturmaya başladım. kocam diyordum, erkeğim… yırt beni diye diye yarısını aldğımda, titremelerim başladı. Birden tümünü köküne kadar aldım içime. Rıfkı’dan ilk kez bir ohhh sesi çıktı. Bravo sana kadınım benim dedi. İyice üstüne yatıp, dudaklarımız birleştiğinde içime gel, boşal dedim. Fazla uzamadı, ilk olmanın verdiği o heyecanla o da aynen bir musluk gibi içime akmaya fışkırtmaya başladı. Harika bir şeydi. İşte buydu istediğim. Ben içimde sönmesini, inmesini beklerken, hiç ama hiç bir değişiklik olmadan yavaş yavaş, sanki atın rahvan temposunda bana alttan pompalamaya devam ediyordu. Gökte ararken yerde bulmuştum. Canım erkeğim, kocam benim, sik karını, doyur doyurabilirsen, hadi, pompala ,devam et diyordum. Üstünde daha da hızlı olarak oturup oturup kalkıyordum. İşiyor muydum, belim mi geliyordu hep bilmiyorum ama, sırılsıklamdım. Arkamdan da istiyorum dedim. Bir sevindi bir sevindi Rıfkı. Canım dedi sen tam benlikmişsin, hemen yarından tezi yok, kasabaya gidiyoruz, işlemlerimizi başlatıyoruz, evleniyoruz. Hadi şimdi götünden gerdeğe girelim yavrum benim, gene sen kendin al, ayarla, bin atına bakalım dedi. Daha zaten o konuşurken ben karakutumun ağzına o muhteşem başı dayamış, üstüne bastıra bastıra oturmaya başlamıştım bile. Zorlansam da çok büyük bir hazla aldım içime. O dağ başında, açık havada, o muhteşem yarağı yemek…bana bir başka heyecan ve zevk katıyordu. Canım, kocam erkeğim sik karını derken ben gene zangır zangır titremelerdeydim. Kaçıncı boşalışım bilmiyordum ama doymuyordum. Benim at yaraklı, kocam olacak Rıfkı da benim bu coşkuma dayanamayarak götüme spermlerini ikinci kez fışkırtmaya başladı.

O gece onlarda kaldım. Ertesi gün kasabaya indik, işlemlerimizi başlattık. sonunda evlendik.
Babam bozuldu elbet ama, abimin karısı yanındaydı, pek uzatmadı. Düğün hediyesi olarak, nikah gününe kadar hep babamla idim.

Gönlünü aldım. sen dedim merak etme, ben arasıra gelir seni de idare ederim dedim. sevindi gariban, n’apsın.

Şimdi asıl sürprize geliyorum, Baktım Rıfkı’nın siki daimi kalkık, hiç inmiyor. Noluyor dedim, bu senin normal halin mi?! Na’parsın dedi gençlik. Dalga geçme dedim. Bir gün kasabaya bal götürürken traktörüyle kaza yapmış. Hiç bir yeri değil de, organının sinirleri kesilmiş ya da işlemez olmuş. Ankara’da doktorlar bir yeni metot deniyorlarmış , ister misin demişler. Nedir demiş, Çubuk takıyoruz, daimi ereksiyon halinde kalıyor organın, tek sakıncası pantolon mayo vs. giydiğinde belli olması kabarıklığın demişler. Olsun demiş, takın. Dedim ki, sen o çubuğu ben mutlu olayım diye taktırmışsın, ne iyi etmişler.

Leave a Reply